Demokrasi ve SolGündemPolitikaToplum ve SiyasetYerel Yönetimler

19 Mart Demokrasiye Darbe Girişimi Sonrası Muhaliflerin Derin Sorgulaması: Yurttaş mıyız Müşteri miyiz? – Hür Fikir

Türkiye’de demokrasi serüveni yaklaşık 200 yıllık bir sürece dayanır. Sened-i İttifak’ın (1808) ilanından 2017 Türkiye Anayasa Değişikliği Referandumuna (16 Nisan) kadar geçen süreçte demokrasi tarihimiz pek çok sancılı süreci kendi içerisinde yaşamıştır. Bu zaman aralığında demokrasimiz dünya savaşları görmüş, darbelerle önü kesilmiş, demokrasi dışı güçlerle saldırıya uğramışsa da yine de varlığını bir şekilde sürdürebilmiştir. Ancak Türkiye’de demokrasinin geleceği 19 Mart 2025 günü karanlık bir duruma dönüşmüştür. Aslında bu durum bir günde ortaya çıkmamıştır. 2002 yılında yapılan seçimlerde birinci parti çıkan AKP’nin kazandığı gün başladığını söylememiz çok da abartılı olmayacaktır. 23 yıldır adım adım yaklaşan demokrasi dışı otokrasiye geçiş süreci 19 Mart Demokrasiye Darbe girişimi sonrası gayrı resmi şekilde ilan edilmiştir.


19 Mart Demokrasiye Darbe girişimi sonrası -2013 Gezi Parkı eylemlerinden sonra ilk kez- Türkiye’nin büyük bölümünde demokrasiye inancını sürdüren, demokratik bir toplumda yurttaş olarak yaşamak isteyen toplumun tüm kesiminden -başta üniversite öğrencileri olmak üzere- yurttaşlar itirazlarını dile getirebilmek için meydanlara dökülmüştür.

19 Mart Demokrasiye Darbe girişimi İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin Saraçhane yürüyüşü sonrası önce İstanbul’a ardından Türkiye’nin büyük bölümüne yayılan bir süreci doğurmuştur. Bu durum planlanmış bir durum değildir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanının bir gün önce diplomasının iptal edilmesi, ertesi sabah gözaltına alınması sonrası partisi CHP tarafından şok içinde karşılanmış ve beklenmeyen bir süreci doğururken gençlerin kendiliğinden gelişen direnme gücü başta CHP olmak üzere demokrasiye inanca olan tüm herkese umut aşılamış, Demokrasiye karşı yapılan saldırıyı yarıda kesilmesine yol açmıştır.


19 Mart Demokrasiye Darbe girişimi sonrası “demokrasiye inancını sürdüren, demokratik bir toplumda yurttaş olarak yaşamak isteyen toplumun tüm kesiminden yurttaşlar” büyük bir sorgulama içerisine de itilmiştir. Bu sorgulama “Yurttaş mıyız Müşteri miyiz?” sorgulamasıdır. Yurttaş isek neden taleplerimiz dikkate alınmıyor? Müşteri isek neden hizmet verenler bize saygı göstermiyor? Bu ikilem yıllardır çeşitli olaylarda dile getirilmişse de hayata geçirilemeyen bir kavramı yeniden hatırlanmasını sağladı. BOYKOT.
Yurttaş değiliz, yurttaş olsak, yeterli önlem alınmadığı için cinayete kurban giden Somalı madenciler, sinyalizasyon yapılmadığı için Çorlu Tren faciasında ölenler, yangın merdiveni olmadığı için otelde ölenler, çocukları ısınsın diye saç kurutma makinesini açıp intihar eden Emine Akçay ve nice binlerce durumdaki insanımız aramızda olurlardı. Ancak ne yazık ki aramızda değiller.


19 Mart Demokrasiye Darbe girişimi sonrası yurttaşlar, müşteri isek, o zaman paramızla bize küfretmesinler, aklımızla dalga geçmesinler süreci prematüre döneminden bilinçli bir hatta dönüşmüştür. Daha çok orta sınıf veya tüketim harcaması yüksek ekonomik grup ile tüketim içerisinde yer alan gençler, hem ağır vergiler ödeyerek sahip olduğu (toplam yıllık vergi gelirinin yüzde 20’si), hem de taleplerine saygısız olup gelir olarak gördüğü kişilere bir tavır almaya başlamıştır. Kendisini yalnız bırakan, saygı göstermeyen, ekonomik gücü sayesinde gelir elde eden haber kanallarına, kafelere, firmalara, influencerlara, futbol kulüplerine, ünlü aktriste/aktörlere ve diğer sayamadığımız kişilere bir tavır geliştirmeye başlamaktadır.
Boykot süreci başarılı olur ve yeterli güce erişir ise aslında demokrasimizi aslında kimlerle kurtarabileceğimizi, kimlerle ilerletebileceğimiz ve yeniden demokrasiye sahip çıkabileceğimizi de bize gösterecektir.

Hür Fikir

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu